Şehirle aramda sessiz bir yarış
Kayseri’nin sabahı hep aynı kokuyla başlıyor; soğuk taş duvarların arasına sıkışmış ekmek kokusu, uzaktan geçen otobüslerin uğultusu ve insanın içine işleyen o gri gökyüzü… 25 yaşındayım. Günlük tutuyorum. Her şeyi değil ama en çok canımı yakanları yazıyorum. Çünkü bazı duygular konuşulunca küçülüyor, yazınca büyüyor. Ben de büyüsün istiyorum bazen; ne kadar canımı yaktığını göreyim diye.
O sabah defterimi açtığımda tek bir cümle yazdım:
“Geçerli kıyas ne anlama gelir?”
Altını çizdim. Üç kere. Sanki cevap yazsam hayatım düzelecekmiş gibi bir umut vardı içimde.
O gün içimde tuhaf bir ağırlık vardı. Sanki biri beni sürekli başka hayatlarla karşılaştırıyordu. Ben de buna ses çıkaramıyordum. İşte en çok da bu yoruyordu beni: kıyaslanmak değil, kıyasın içinde kaybolmak.
Bir dersin içinde başlayan iç çatışma
Üniversitede mantık dersinde duymuştum ilk kez bu cümleyi: “Geçerli kıyas.”
Hocanın sesi hâlâ kulağımda. Sakin ama keskin bir tonla anlatıyordu:
“Geçerli kıyas, öncülleri doğru kabul edildiğinde sonucun zorunlu olarak doğru çıktığı akıl yürütmedir.”
O an anlamış gibi yapmıştım. Defterime düzgün notlar almıştım. Ama aslında içimden geçen tek şey şuydu: “Ben bu kadar düzenli düşünemiyorum.”
Sonra hayat başladı. Gerçek hayat, ders kitabındaki gibi net değildi. İnsanlar, ilişkiler, beklentiler… Hepsi birbirine karıştı.
Bir gün biri bana şunu söyledi:
“Bak, Ahmet bunu başardı, sen neden yapamıyorsun?”
İşte o cümleyle ilk defa içimde bir şey kırıldı. Çünkü bu bir karşılaştırmaydı. Ama adil değildi. Aynı şartlar yoktu. Aynı hikâyeler yoktu. Ve ben o an fark etmeden kendime aynı soruyu sordum:
“Geçerli kıyas ne anlama gelir gerçekten?”
Kalabalık içinde yalnız hissettiğim o dönem
Kayseri’de akşamlar erken çöker. İnsanlar evlerine çekilirken ben genelde dışarıda kalırım. O dönem bir kafede yarı zamanlı çalışıyordum. Bardakların sesi, kahve makinelerinin buharı, insanların aceleci konuşmaları arasında ben kendi iç sesimi bastırmaya çalışıyordum.
Bir müşterinin telefonu çaldı bir gün. Yan masada oturuyordum. Adam yüksek sesle konuşuyordu:
“Onun çocuğu tıp kazandı, sen hâlâ aynı yerdesin…”
İstemeden duydum. Ama aslında o cümle beni ilgilendiriyordu. Çünkü o günlerde ben de sürekli kendimi başkalarıyla kıyaslıyordum.
Bir arkadaşım vardı, üniversiteden. Sürekli başarılarını anlatırdı. Yeni iş, yeni maaş, yeni şehir… Ben ise aynı yerde sayıyor gibi hissederdim. Her görüşmemizde içimde küçük bir eziklik büyürdü.
Bir gün eve döndüğümde defterime şunu yazdım:
“Belki de sorun kıyas yapmak değil. Belki de yanlış kıyas yapmak.”
Ama o an bile ne demek istediğimi tam bilmiyordum.
Geçerli kıyas ne anlama gelir sorusunun içimde büyümesi
Geceleri uyumadan önce aynı soruya dönüyordum:
“Geçerli kıyas ne anlama gelir?”
Sanki bu soru sadece mantık dersine ait değildi. Hayatın kendisiydi. Çünkü insanlar sürekli kıyas yapıyordu. Ama bu kıyasların ne kadarı adildi?
Bir gün eski defterlerimi karıştırırken lise yıllığıma denk geldim. İçinde öğretmenimin yazdığı bir not vardı:
“Potansiyelin var ama kendini başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeç.”
O an uzun süre o sayfaya baktım. İçimde garip bir boşluk oluştu. Çünkü yıllar geçmişti ama ben hâlâ aynı yerdeydim.
Bir ilişki, bir kırılma ve yanlış kıyaslar
Sevgili okurlar, Ankarapimapentamiri ekibi olarak bugün “Geçerli kıyas ne anlama gelir” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
Hayatımda en çok zorlandığım dönemlerden biri, bir ilişki yaşadığım zamandı. Adı önemli değil. Ama hissettirdikleri hâlâ aklımda.
O kişi benden daha sosyaldi. Daha rahat konuşur, daha kolay bağ kurardı. Ben ise daha içe kapanıktım. Başlarda bu farklılık hoşuma gidiyordu. “Tamamlayıcıyız” diyordum kendime.
Ama sonra kıyas başladı.
“Onun eski sevgilisi daha eğlenceliymiş.”
“Onun arkadaşları daha başarılıymış.”
“Sen biraz daha farklı olmalısın.”
Bu cümleleri doğrudan duymadım belki ama hissettim. Ve hissetmek, bazen duymaktan daha ağırdır.
Bir akşam yürürken Kayseri’nin o sert rüzgârı yüzüme vururken durdum. İçimden tek bir cümle geçti:
“Ben neden sürekli yanlış ölçüyorum?”
O an fark ettim ki yaptığım şey kıyas değil, geçersiz kıyaslardı. Yani aynı şartları, aynı geçmişi, aynı duygusal yükleri yok sayarak yapılan karşılaştırmalar…
İşte o an “geçerli kıyas ne anlama gelir” sorusu benim için sadece bir tanım olmaktan çıktı. Bir yüzleşmeye dönüştü.
Yanlış kıyasın içimde bıraktığı iz
O ilişki bittiğinde kendimi boşlukta hissettim. Ama garip olan şu: Üzülmekten çok yorgundum. Sanki sürekli kendimi başkalarının gölgesine koymaktan yorulmuştum.
Bir gece defterime uzun bir şey yazdım. İlk defa kendime kızmadan:
“Ben aslında eksik değilim. Sadece yanlış yerden ölçüyorum.”
O cümle beni ağlattı. Çünkü uzun zamandır ilk defa kendime bu kadar dürüsttüm.
Geçerli kıyas ne anlama gelir: içimdeki cevabı bulduğum an
Zaman geçti. Hayat yavaş yavaş değişti ama ben aynı sorunun etrafında dönmeye devam ettim.
Bir gün yine eski ders notlarımı açtım. Mantık kitabında şu örnek vardı:
“Eğer A doğruysa B doğrudur. A gerçekleşti. O halde B de gerçekleşir.”
Bu yapı bana tanıdık geldi. Çünkü burada her şey netti. Şartlar belliydi, sonuç belliydi. Adalet vardı.
Sonra kendi hayatımı düşündüm. İnsanların yaptığı kıyasları…
Birinin 5 yıl önceki başlangıcıyla benim bugünkü durumum karşılaştırılıyordu.
Birinin imkanlarıyla benim yokluklarım aynı terazide tartılıyordu.
İşte o an anladım:
Geçerli kıyas ne anlama gelir sorusunun cevabı, sadece mantıkta değil, hayatta da aynıydı. Aynı şartlar, aynı başlangıç noktası ve adil bir çerçeve olmadan yapılan her karşılaştırma eksikti.
Ama asıl önemli şey şuydu: İnsan çoğu zaman bunu bilmesine rağmen yine de kendini kıyaslamaya devam ediyordu.
Kendimle barışmaya başladığım dönem
O farkındalıktan sonra hayat bir anda değişmedi. Ama içimde bir şey değişti.
Artık birinin başarısını gördüğümde hemen kendimi ezmiyordum. Birinin mutlu hayatını gördüğümde kendi eksiklerimi büyütmüyordum.
Yine zorlanıyordum ama en azından kendimi fark ediyordum.
Bir gün defterime şunu yazdım:
“Başkasının hikâyesi benim ölçümüm değil.”
O cümleyi yazarken içimde garip bir hafiflik vardı. Sanki yıllardır taşıdığım bir yük biraz olsun azalmıştı.
Son düşüncelerim ve içimde kalan soru
Şimdi hâlâ aynı şehirdeyim. Aynı sokaklarda yürüyorum. Aynı kafede bazen oturuyorum. Ama artık iç sesim daha farklı konuşuyor.
Geçerli kıyas ne anlama gelir sorusu hâlâ zaman zaman aklıma geliyor. Ama artık beni yoran bir soru değil. Daha çok hatırlatan bir soru.
Çünkü bana şunu öğretti: Her şey karşılaştırılacaksa bile, önce adil olup olmadığını sormak gerekir.
Ve belki de en önemlisi şu:
İnsan kendi hayatını anlamadan, başkasının hayatını ölçmemeli.