4 evre kanserde kemoterapi işe yarar mı? İzmir’den Bir Arkadaş Masası Hikâyesi
Ankarapimapentamiri olarak bu yazımızda “4 evre kanserde kemoterapi işe yarar mı” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım ve arkadaş grubunun “her konuya bir şaka sıkıştıran ama gece yatağa yatınca 47 farklı senaryoyu düşünen kişi” rolü bana düştü. Hani şu “ortamı güldüren ama iç dünyası biraz fazla kalabalık olan” tip… Evet, maalesef o benim.
Geçen gün yine Alsancak’ta bir kafede otururken konu döndü dolaştı ciddi bir yere geldi: “4 evre kanserde kemoterapi işe yarar mı?”
Bir anda masa değişti. Önce çatal sesi azaldı, sonra kahkahalar kısaldı, sonra biri çay kaşığını karıştırmayı bile bıraktı.
Ben mi? İç ses:
“Tamam… şimdi yanlış bir şey söylersem hem bilimsel kriz hem sosyal kriz çıkar.”
Ama işin garibi şu: Bu soru sadece tıbbi bir soru değil. İnsanların korkusu, umudu, internetten gece 03.00’te yapılan araştırmalar ve hatta bazen arkadaş grubunda atılan yarım yamalak cümlelerin birleşimi.
“4 evre” denince kafada kurulan mini felaket senaryosu
İtiraf edeyim, “4 evre” kelimesini duyunca insanın zihni direkt Netflix’teki final sezonuna geçiyor. Sanki bir şeyin “son bölümü” gibi algılanıyor.
Ama arkadaşım Efe’nin dediği gibi:
— “Kanka 4 evre deyince sanki ‘game over screen’ geliyor gözümün önüne.”
Herkes güldü ama kimse gerçekten rahat değildi.
İşte burada en büyük yanılgı başlıyor. Çünkü 4 evre denilen şey çoğu zaman hastalığın yayılım derecesini anlatır, “artık hiçbir şey yapılamaz” anlamına otomatik olarak gelmez. Ama toplum bunu böyle kodlamış gibi.
Ve bu kodlama, özellikle aile sohbetlerinde şöyle çalışıyor:
— “4 evreymiş…” (sessizlik)
— “Hımm…” (bakışlar kaçırılır)
— “Allah yardım etsin…” (konu değiştirilir)
Kemoterapi dediğimiz şey aslında tek bir şey değil
Bizim masada herkes “kemoterapi = ağır yan etki + saç dökülmesi = film sahnesi” gibi düşünüyor. Bu da çok yaygın.
Ben araya girdim:
— “Ya aslında kemoterapi tek tip bir şey değil ki…”
Sonra sustum. Çünkü sustuğum an herkes bana “sen nereden biliyorsun?” bakışı atıyor.
İç ses:
“Abi yanlış konuşma, YouTube videosu gibi konuşma, sakin…”
Gerçekte kemoterapi, farklı kanser türlerine göre farklı amaçlarla kullanılan bir tedavi yöntemi. Özellikle 4 evrede çoğu zaman amaç sadece “tamamen yok etmek” değil; hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak, yaşam süresini uzatmak ve en önemlisi yaşam kalitesini artırmak olabiliyor.
Ama bunu böyle kuru kuru söyleyince de kimse dinlemiyor. Çünkü gerçek hayat “ders kitabı paragrafı” gibi işlemiyor.
İzmir kafelerinde tıbbi tartışma yapılır mı? Yapılırsa böyle yapılır
Bir yandan çaylar içiliyor, bir yandan konu ağırlaşıyor.
Arkadaşım Zeynep:
— “Peki işe yarıyor mu yani? Direkt soruyorum.”
Böyle anlarda cevap vermek, sanki sınavda “açıklayınız” sorusuna hazırlanmak gibi.
Ben:
— “İşe yarayıp yaramaması kişiye, kanser türüne, yayılımına ve vücudun verdiği yanıta göre değişiyor.”
Masada kısa bir sessizlik.
Efe:
— “Bu cevap biraz ‘hem var hem yok’ gibi oldu.”
Haklı.
Ama gerçek hayat da biraz böyle değil mi zaten? İzmir trafiği gibi… Ne tamamen duruyor, ne tamamen akıyor.
Yan etkiler konuşulunca herkes bir anda uzman kesiliyor
Konu kemoterapiye gelince sohbetin seviyesi bir anda “tıbbi bilgi yarışması”na dönüyor.
— “Saç döküyor mu?”
— “Herkeste mi?”
— “Bir arkadaşımın tanıdığı varmış…”
İşte o “bir arkadaşımın tanıdığı” cümlesi geldi mi konu artık bilimden çıkar, şehir efsanesine bağlanır.
İç ses:
“Şu an tıbbi bilgi değil, mahalle dedikodusu evrenine geçtik…”
Ama burada bile önemli bir şey var: İnsanlar korkuyu somutlaştırmak istiyor. Soyut bir hastalık yerine “şu olmuş, bu olmuş” hikâyesi daha gerçek geliyor.
4 evrede kemoterapinin amacı: herkesin sandığından daha farklı
Bir noktada ciddileşip şöyle dedim:
— “Bakın, 4 evrede kemoterapi bazen hastalığı tamamen yok etmek için değil, kontrol altında tutmak için kullanılıyor.”
Zeynep:
— “Yani iyileştirmiyor mu?”
İşte en zor soru.
Çünkü “iyileştirme” kelimesi çok kesin bir şey çağrıştırıyor. Ama tıp dünyasında özellikle ileri evre hastalıklarda hedefler daha katmanlı olabiliyor: kontrol, yavaşlatma, semptom azaltma, yaşam süresi ve kalitesi.
Ama bunu anlatırken bile dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü her insanın durumu farklı.
İç ses: “Şu an hayatın ciddiyet seviyesi %90”
Buna da Göz Atın: İyelik ve hal ekleri nelerdir ?
Kafede dışarıdan bakınca her şey normal: insanlar kahve içiyor, garson sipariş alıyor, sokaktan müzik geliyor.
Ama bizim masada görünmeyen bir şey var: herkesin kafasında aynı soru dönüyor.
“Ya ben olsaydım?”
“Ya biri benden olsaydı?”
“Ya yanlış bir şey söylersem?”
Ben de her zamanki gibi bunu biraz şakaya vurdum:
— “Arkadaşlar, ben en son grip olunca bile Google’da ‘neden grip oldum’ diye araştırma yapıp hayatımı sorgulayan biriyim, bana güvenmeyin.”
Güldüler. Biraz rahatladık.
Ama konu yine ağır kaldı.
Toplumda “4 evre” algısı neden bu kadar dramatik?
Bunu sonra yürürken düşündüm. İzmir’in akşam esintisi var, Kordon’da insanlar yürüyüş yapıyor.
“4 evre” kelimesi toplumda genelde “son aşama” gibi algılanıyor. Bu da insanları iki şeye itiyor:
Bir: Umudu tamamen kesmek
İki: Gerçeği konuşmaktan kaçınmak
İkisi de sorunlu.
Çünkü bazı hastalarda tedaviler ciddi fayda sağlayabilirken, bazı durumlarda hedef sadece yaşam kalitesini artırmak olabiliyor. Ama bu “hiçbir şey yapılamaz” anlamına gelmiyor.
Arkadaş grubunun tipik çözüm üretme yöntemi
Bizim grup klasik:
— Biri ciddi soru sorar
— Biri Google açar
— Biri moral vermeye çalışır
— Biri espri yapar (o genelde benim)
Bu sefer ben:
— “Bakın hayat kısa, stres yapmayalım…”
Efe:
— “Kanka konu zaten stres.”
Haklı.
Ama bazen insanlar bilgiden çok “nasıl hissedeceklerini” bilmek istiyor.
Kısa bir ara: İnsan olmak dediğin şey biraz da bu
Bazen en teknik konular bile en insani anlara bağlanıyor. Kanser gibi bir hastalık konuşulurken bile insanlar aslında “belirsizlikle nasıl baş ederiz?” sorusunu soruyor.
Ve kemoterapi konusu da bunun bir parçası oluyor.
Gerçek hayat: İzmir, kahve ve ağır düşünceler
Kafe dağıldıktan sonra eve yürürken şunu düşündüm:
Biz çoğu zaman “işe yarar mı?” diye soruyoruz ama aslında sormak istediğimiz şey şu:
“Bir umut var mı?”
Ve bu sorunun cevabı, tıbbi bir cümleden çok daha geniş bir şey.
Çünkü 4 evre kanserde kemoterapi işe yarar mı sorusu, sadece bir tedavi yöntemiyle ilgili değil; aynı zamanda insanın hayata tutunma biçimiyle ilgili.
Son düşünce: Ciddiyet ile şaka aynı masada oturabilir
Ben hâlâ arkadaş ortamında şaka yapıyorum, hâlâ bazen gereksiz fazla düşünüyorum. İkisi aynı anda olabiliyor.
Ama şunu öğrendim: Böyle konular konuşulurken ne tamamen şakaya vurmak doğru, ne de tamamen karanlığa gömülmek.
Arada bir yerde durmak gerekiyor.
İzmir’in akşamında yürürken kafamdan geçen son cümle şuydu:
“Hayat bazen net cevaplar vermiyor, ama insanlar yine de sorular sormaya devam ediyor.”